Pazartesi, Kasım 09, 2009

Röportaj: İlk MMA spikerimiz Çağdaş Tok

Geçtiğimiz Cumartesi gecesi, sabaha karşı,  Digiturk Spormax kanalında ''Strikeforce Fedor vs. Rogers'' yayınlanınca, ilk defa Türkiye televizyonlarında bir MMA organizasyonu canlı yayınlanmış oldu. Gecenin sunuculuğu, Avrupa'dan yüzlerce futbol maçı, Grand Slam finalleri, Super Bowl (Amerikan Futbolu) finalleri, kickboks maçları, snooker ve daha bir çok farklı spor dalında sunuculuk yapmış olan Çağdaş Tok'a düşmüştü.

Çağdaş Tok, göreceli olarak bu spora çok yeni olmasına rağmen, seyirciyi bilgilendirmeye yönelik anlatımları, verdiği istatistiki bilgiler ve genel olarak heycanlı sunumuyla çok beğenildi. Kansporu olarak Tok'a MMA'e nasıl bulaştığını ve MMA'in Türkiye'deki geleceğini sorduk.
Kansporu: Öncelikle bize spor spikerliğine nasıl başladığını anlatır mısın?
Tok: Ben aslında Anadolu Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği mezunuyum. Ancak okul sırasında zorunlu staj haricinde o sektörde hiç çalışmadım. Spikerliğe yönelme durumum öncelikle annemin ve bazı yakınlarımın "Ses tonun çok güzel, spikerlik kursuna gitsene" gibi teşvikiyle çok fazla ilginç olmayan bir şekilde başladı. Bir süre bekledikten sonra Ankara'da Mehpare Çelik, Zafer Kiraz, Rüştü Asyalı, Elçin Temel, Erkan Tan gibi hocaların yer aldığı kursa başladım. Kursu M.E.B'dan aldığım 90 puanlık sertifikayla tamamladım. Daha sonra İstanbul'a gelerek Kanal D Haber Merkezi'nde staja başladım. Aslında öncelikli amacım haber spikeri olabilmekti. Eğitimi de zaten sadece bu yönde almıştım, çünkü Türkiye'de spor spikerliği eğiti veren hiçbir yer yok. Sistem daha çok usta-çırak şeklinde işliyor. Kanal D'de birkaç kez hava durumu, birkaç kez de haber seslendirdikten sonra bir arkadaşımın daveti üzerine Ağustos 2003'de Eurosport'a geçtim. İngilizce bilmem ve spora olan ilgim beni Eurosprot'a sürükledi. İlk birkaç aylık eğitim ve uyum sürecinin ardından düzenli bir şekilde yayınlara girmeye başladım. Daha çok snooker, futbol ve dövüş sporları olmak üzere aklınıza gelebilecek bütün sporlarda spikerlik yaptım. Zaman ilerledikçe dövüş sporlarının Türkiye'de gelişeceğini düşünerek bu branşa daha çok ağırlık verdim. Türkiye'de hiçbir kanalda dövüş sporu yayınlanmıyorken ben Eurosport'da her haftanın 3 günü dünyanın en önemli organizasyonlarını anlatıyordum. Daha sonra şirketimizin Fox Sports ve Espn Classic'in Türkçe yayın haklarını da almasıyla işin içine Amerikan sporları da girdi ve bu alanda da kendimi geliştirmeye çalıştım. Özellikle Espn Classic'in yayın formatı sayesinde çok eski boks maçlarını ve belgeselleri de anlatarak eski boksörler hakkında bilgi sahibi oldum. Son 2 yıldır serbest olarak çalışmaktayım. Bu süre zarfında çeşitli kanallarda çalıştım. Cine5'de yayınlanan çeşitli kickboks organizasyonlarında görev aldım. Ancak ağırlıklı olarak Digiturk/Spormax'de Brezilya, Rusya, İngiltere'den futbol maçları anlatıyorum.

Kansporu: MMA ile nasıl tanıştın?
Tok: MMA ile ilk olarak Eurosport'da tanıştım. Açıkça söylemek gerekirse ilk zamanlar tek elimle gözümü kapatarak, ekrana parmaklarımın arasından bakarak anlatıyordum. :) Ama görevim gereği mecbur seyretmek zorunda kalıyordum. Normal boks maçlarını anlattıktan bu spor bana biraz sert ve gereksiz gelmişti. Ancak daha sonra anlattıkça ve yine görev gereği araştırdıkça işin içindeki farklı dövüş tekniklerini ve stratejiyi öğrendim. Zaten dövüş sporlarında işin içinde bir stratejinin olduğunu, hiçbir şeyin tesadüfi gerçekleşmediğini görmeye başladığınız zaman o sporun aslında hiç de o kadar vahşi olmadığını anlamaya başlıyorsunuz.  
 
Kansporu: Strikeforce gecesinin Digiturk'te yayınlanış hikayesi ve senin spikerliğine getirilmen nasıl oldu?
Tok: Digiturk'de bir süredir dövüş sporları yayınlamak için çalışmalar sürüyordu. Bildiğim kadarıyla UFC gibi çeşitli organizasyonlarla görüşmeler- ya da pazarlıklar diyelim- devam ediyordu. Digiturk'ün MMA yayınlama düşüncesinin altında daha çok bu sporun dikkat çekebilecek şekilde ilginç ve görüntü kalitesinin HD düzeyinde olması yatıyor ki bence bu oldukça profesyonel ve güzel bir bakış açısı. Digiturk'ün isteği, UFC ya da Strikeforce (artık hangisiyle anlaşmaya varırlarsa) gibi şirketlerin 2006'dan bu yana olmak üzere eski kasetlerini almak ve bunları her hafta yayınlayarak seyircilerin sporcuları ve sporu tanımasını sağladıktan sonra güncel yayınlara geçmek. Tabii bu süre zarfında arada canlı yayınlar da oldukça onlar da yayınlanacaktır. Strikeforce Fedor vs. Rogers organizasyonunda olduğu gibi. Bu yayınlarda spiker olarak benim görevlendirileceğim çok önceden zaten belliydi, çünkü Digiturk bünyesinde dövüş sporları tecrübesine sahip olan tek spiker bendim ve bunun kararı çok öncesinden alınmıştı.  
 
Strikeforce gecesinin Digiturk'te yayınlanış hikayesine gelince; anlattığım zaman aslında biraz eğlenceli biraz komik bir hikaye olduğunu göreceksiniz. Spormax kanalının müdürü sevgili Murat Açıkgözoğlu haftaiçinde Strikeforce'un bahsi geçen organizasyonuyla ilgili  bana mail atarak "Bak bakalım nasıl bir şey almışız?" dedi. Ben organizasyonu biraz araştırdıktan sonra kendisine bunun oldukça kaliteli bir organizasyon olduğu, dünyanın birçok yerinde canlı yayınlandığını belirttim. Ancak benim için UFC, Pride ya da Strikeforce hepsi aynıydı. Neticede hepsi MMA olduğundan ve bu sporun Türkiye'de hiç yayınlanmamış olmasından dolayı neticede ilgi çekeceğini tahmin ediyordum. Sadece bir sorun vardı organizasyonun sabah 04:00'de başlıyor olmasıydı. Kendisine o saatte yayının kaydını almak ve daha sonra seslendirerek haftaya Cuma akşamı herkesin seyredebileceği, uygun bir saatte yayınlamayı önerdim. O da bu fikrime sıcak baktı. 
 
Ancak bir gün sonra 6 Kasım Cuma günü beni arayarak organizasyon bu gece saat 02:00'deymiş, canlı yayınlayacağız diyerek beni kanala çağırdı. Ben aslında organizasyonun 7 Kasım Cumartesi Amerika saatine göre akşam 8 de olduğunu biliyordum ama bir bildiği vardır diye sesimi çıkarmadım ve kanala gittim. Her zamanki gibi yayına hazırlandım, fight card'ları hazırladım, bazı terimleri yeniden gözden geçirdim vs. Bütün gün altyazılarla bu organizasyonun reklamı yapılmıştı. Daha sonra yayın saati geldiğinde uydudan sinyal alamadığımızı görünce gerçekle yüzleşmek zorunda kaldık. "Yayın ertesi günmüş meğer :)"  
 
E tabii yaşadığımız hayalkırıklığının ardından derin bir nefes alarak eve döndük. Ben de kendime kızdım neden söylemedim diye. Amerika'da 7 Kasım Cumartesi akşam 8'deki yayın bizde Cumartesi'yi Pazar'a bağlayan gece yayınlanması gerekirdi mantık olarak. Ama ilk defa dövüş sporu yayınlanın vermiş olduğu heyecanla böyle bir hata yaptık. Canımız sağolsun dedim ertesi gün kanala gittim. Saat 22:30'da Brezilya Liginden Sport Recife-Cruzeiro maçını anlattım ve o yayın saat 00:30'da bitti. Strikeforce yayınına 1.5 saatlik bir süre kaldığını, çünkü yayının 02:00'de başlayacağını düşünüyorduk. Uydudan sinyal de almaya başlamıştık, ancak gece 02:00 olduğunda görüntü gelmeyince bir şeyi daha anladık ki ki o da sadece main card'daki 4 maçın yayınlanacağı gerçeğiydi. Ben hazırlığımı 10 maça göre yapmıştım ve hatta bayanların maçını da anlatmayı çok istiyordum. Ama kısmet değilmiş. Hazırladığım bütün diğer maçlarla ilgili kağıtları çöpe attım ve sadece bu 4 maçın bilgilerini saklayarak yayın saatini bekledim.
 
Yayın başladıktan sonra herşey benim için daha kolaylaşır, öyle de oldu. Çünkü ne kadar maç aralarında bekleme süresi uzun sürse de ya da organizasyonda bir gecikme yaşansa her zaman anlatacak bir şeyler bulurum. Anlatacak hiçbir şey olmasa bile bazı MMA kurallarını anlatırım, yine o boşluğu doldururum. Neyse ki herhangi bir sorun yaşanmadı, temiz bir organizasyon oldu. Maçları anlatırken round aralarındaki boşluklarda MMa ile bazı kuralları anlattım, geride kalan roundda kimin daha üstün olduğuna dair yorumlar yaptım. Maç bittikten sonra KO olmayan maçlarda kimin kazanacağına dair tahminlerde bulundum. Hakem kararlarında bir sürpriz yaşanmadı ve tahminlerim de doğru çıkınca en basit ve dürüst ifadeyle mutlu oldum.  
 
Ben Türkiye'de fazla tanınmayan sporların tanınmasını ve sevilmesini sağlama konusunda Eurosport'tan gelen bir tecrübeye sahibim. Bildiğiniz gibi Snooker Türkiye'de fazla bilinmeyen bir spordur. Herkesin mutlaka televizyonda görüp bu nasıl bir bilardo türü, acaba kuralları nasıl diye birkaç dakika düşünerek ekrana takılıp kalmışlığı vardır. Türkiye'de insanların bilardoyu sevdiğini bildiğim için Eurosport'da çalışırken ilk olarak bu yayınlarda interaktif yayıncılığa geçilmesini sağlamıştım ve canlı yayınlarda seyircilerin mail aracılığıyla bana soru sormalarını sağlamıştım. İnsanar snooker'ı bilerek seyretmeye başlamıştı. Bu başladıktan sonra Türkiye'de snookera ilgi bir hayli artmıştı ve hatta İstanbul'da snooker masası sayıları artmış, oldukça fazla katılımlı turnuvalar bile düzenlemiştik. Ki o zaman Türkçe yayın sadece Digiturk üzerinde vardı, kabloluda yoktu. Yani sadece belirli sayıda bir kitleye hitap edebiliyorduk. 
 
Bunu anlatmamın sebebi kendimi övmek değil. Spormax'de MMA yayınlarında da bunu yapma planımın olmasındandır. İlk yayınlarda hem kafes ya da ringdeki aksiyonu seyircilerle paylaşmak hem de zaman zaman kurallar hakkında seyircileri sıkmadan kısa bilgiler vermek istiyorum. Bunu ilk yayında yaptım. Bu düşüncemi bazı Digiturk yetkilileriyle paylaştım ve onlar da buna sıcak baktı. Ancak hangi yayın haklarını alacaklar, canlı yayınlar ne zaman yayınlanacak gibi konular kesinleştikten sonra bunu uygulanır hale getirebiliriz. Ben MMA'in çok fazla ilgi göreceğinden eminim. K-1'i de Türkiye'de belli sayıda insan bilirdi, ancak TV'de ulusal bir kanalda yayınlanmaya başladıktan sonra (anlatan spiker meslektaşım da dahil) herkes Semmy Schilt'i, Remy Bonjasky'i tanır oldu. Ki ben bu dövüşçülerin maçlarını 2003'den beri anlatıyordum. Tek isteğim biran önce Digiturk'ün bu yayınları düzenli bir şekilde yayınlamaya başlaması. Gerisi zaten çorap söküğü gibi gelecektir.   
 
Kansporu: Türkiye'de MMA ile ilgili bize neler söyleyebilirsin. Sence şu anda MMA Türkiye'de ne durumda?
Tok: Bildiğim kadarıyla Türkiye'de MMA fazla bilinmiyor. Mutlaka bu sporla profesyonel olarak ilgilenen birileri vardır, ancak kickboksta olduğu gibi bir organizasyon düzenlemedikten, bunu Tv ekranlarına çıkartmadıktan sonra bunun pek bir önemi yok. Türk MMA'cılar da yine bildiğim kadarıyla daha çok Hollanda'da ve Hollanda adına dövüşüyorlar. Yanılıyorsam lütfen siz beni düzeltin.
 
Son olarak kendimle ilgili bir açıklama: Ben spor spikeriyim. Binlerce dövüş maçı anlattım, 800'ün üzerinde canlı resmi futbol maçı anlattım, anlatmaya da devam ediyorum. Örneğin yine son 2 yıldır dünyanın en çok takip edilen organizasyonu olan Super Bowl'u Türkiye'de ben anlatıyorum. Teniste birçok Grand Slam finali anlattım. Kendimi sadece dövüş sporları ya da futbol spikeri olarak kısıtlamamaya çalışıyorum. Sadece bana verilen görevleri yapmaya çalışıyorum. Gireceğim yayına en iyi şekilde hazırlanmaya çalışıyorum. Ama bu yoğunlukta bunların dışındaki hayatımda düzenli olarak MMA ya da K-1 herhangi bir organizasyonu düzenli olarak takip etmeme imkan yok. Ben de bu yayınları anlattıkça dövüşçüleri tanıyacağım ve giderek daha da uzmanlaşacağım. Bu yüzden bundan sonra sizin blog'uzun takipçi olacağım. Sizden ya da okuyucularınızdan bir ricam, gelin hep beraber MMA'de olan terimlerin mümkün olduğunca Türkçe'sini bulalım. Ben de yayınlarda bu terimlerin önce İngilizce'sini ardından Türkçe'sini kullanayım. Zamanla seyirciler bu terimlere iyice aşina olacaktır ve İngilizce'sini kullanmama da gerek kalmayacaktır.  
 
Hepinize Sevgiler ve Saygılar

2 yorum:

yafet boy dedi ki...

Digitürkden Türkçe olarak Cağdaş Bey'in anlatımıyla izleyemedim fakat bu tip bir organizasyonun yerinde ve zamanında şu şekilde yayınlanması büyük bir atılım.Dileriz devamı gelir.Tebrikler ve başarılar dilerim.

caglar dedi ki...

mma in en sonunda turkiyeye gelmesine sevindim de.

organizasyonun ne zaman yapılacağı, hangi karsılasmaların yayınlanacağını bilmemelerine cok sasırdım bir spor kanalı olarak.
biz burada gunler oncesinden biliyorduk ve sadece internetten 5 dk lık arastırmaya bakıyor.


umarım digiturk ufc ile anlasabilir, hele bir de canlı yayınlar olursa harika olur.

Yorum Gönderme