Salı, Kasım 15, 2011

"Striker vs. Grappler" tartışması...

Geçen hafta Kansporu'nda Modern MMA'in en büyük problemi adlı bir yazımdan sonra okuyucularımızdan Alkan Gültekin cansiperhane bir şekilde GSP'yi savununca, striker-sever'ler tarafından adeta linç edildi. Tartışmak ve saldırmak arasındaki ince çizgi bazen çok çabuk kaçırılabiliyor, ve istenmeden kırgınlıklar olabiliyor. Umarım ilerde tartışırken hepimiz biraz daha duyarlı olabiliriz... dedikten sonra Alkan'ın son derece isabetli ve geçerli yorumlarına arşivimizde yer vermek istedim. Buyrun:

Adından da anlaşılacağı üzere MMA, yani karma dövüş sanatları, sadece bir stilde dövüşen tek yönlü dövüşçülerden ziyade, birkaç dövüş stilini birden uygulayabilen dövüşçülerin başarılı olabildiği bir spor dalı. Genel olarak bakıldığında ortalama bir MMA dövüşçüsü, güreş, Brasilian Jiu-Jitsu (BJJ), boks/kickboks, Muay Thai gibi stillerin herhangi birinde uzun yıllar eğitim almıştır ve bu stilde belirli bir altyapı edindikten sonra diğer stillerin eğitimini almaya başlar. Altyapısına sahip olduğu stilin yanına diğer stilleri de eklemeyi ve dövüş silahlarını çoğaltmayı başaran dövüşçüler "well-rounded" (çok yönlü) olarak nitelendiriliyorlar. Teoride başka stillerin eğitimini almaya devam etseler de, pratikte kafesteki bütün başarı şanslarını altyapısına sahip oldukları stile bağlayan dövüşçüler ise tek yönlü dövüşçüler olarak görülüyorlar.

Genel anlamda bakıldığında, altyapısına sahip oldukları stillere göre dövüşçüler "Striker"lar ve "Grappler"lar olmak üzere ikiye ayrılıyor.

"Striker" olarak adlandırılan dövüşçüler, "darbeci" olarak adlandırabileceğimiz dövüşçü tipidir. Bu tip dövüşçüler Muay Thai, boks, kickboks, karate veya tekvando stillerinden birinde veya birden fazlasında uzmanlaşmış olup, uzun yıllar amatör boks yapan, K-1 gibi üst düzey "striking" turnuvalarında veya Muay Thai organizasyonlarında dövüşen, kariyerlerinin belli bir aşamasında UFC veya Strikeforce gibi bir MMA organizasyonuna geçen dövüşçülerdir. Striker'lar doğal olarak yer dövüşü konusunda çekingendirler.

"Grappler" olarak adlandırılan dövüşçüler ise, daha ziyade güreş, BJJ, "submission grappling" (sanırım Türkçesi yok bu kavramın) gibi yer dövüşü altyapısına sahip ve ayakta dövüşmeyi tercih etmeyen, rakibini takedown'lar (devirme) veya çelmeler ile yere çekmeye çalışan dövüşçülerdir. Üst düzey Grappler'lar dışındakilere bakıldığında, yıllar yılı yerde çalışmaya alışmış bünyelerin ayakta biraz beceriksiz durduğunu, zira "stance" denen (orthodox veya southpaw olmak üzere, Türkçeleştirmeye çalışırsak, sol veya sağ ayağın önde olduğu iki temel duruş şekli vardır) dövüş duruşunu bir türlü doğru uygulayamamalarından ötürü KO/TKO olmaya eğilimli olduklarını söylemek lazım.
MMA dünyasında yıllardır süregelen ve bitmek tükenmek bilmeyen polemik, Striker vs. Grappler dövüşlerinde Grappler'ların neden büyük ölçüde üstün geldiğine ilişkindir. Bu konuda internette yüzlerce sitede binlerce tartışma konusu bulabilirsiniz. Nihai bir sonuca varılamayan ve herkesin bakış açısına veya seyir zevklerine göre değişebilen bir tartışma konusudur, ki ben de burada tamamen kendi görüşümü aktaracağım.

Öncelikle birbirinden tamamen farklı iki dövüş şeklinin kapışmasında baştan avantajlı olan bir taraf yok. Ayakta dövüşmeyi tercih eden bir Striker tek bir yumrukla ışıkları söndürebilir. Yer dövüşçüsü ise bir devirme ile Striker'ı yere indirip herhangi bir boğma veya kilit tekniği ile dövüşü kazanabilir. Bunlar anlık olaylardır ve aslında biraz da dövüşçülerin gameplan'lerine bakan bir durumdur. Açık dövüşen bir Grappler karşısında Striker'ın işi kolaylaşır, aynı şekilde agresif dövüşmeyen kontra odaklı bir Striker'ın ortalama bir Grappler karşısında şansı normalden daha azdır. Yine de dövüşçülerin gücüne, fiziğine veya kondüsyonuna bağlı olmaksızın, bir MMA dövüşünde her an herşeyin olabileceğini kabul etmek lazım.

Burada koca bir "AMA" var ve bu "AMA", UFC'nin kurulduğu yıllardan beri neden "grappling" altyapısına sahip dövüşçülerin, özellikle güreşçilerin UFC'yi domine ettiklerini açıklıyor.
UFC'de ve aslında genel olarak MMA dünyasında lise ve üniversite yıllarında amatör güreş yapmış, NCAA Division'larında (üniversitelerin güreş eğitimi seviyelerine göre 6 farklı division var: Div. I, II, III, NJCAA, NAIA, NCCAA) güreşip Amerika şampiyonalarında All-American (Amerika ulusal üniversitelerarası güreş şampiyonalarında ilk 8 güreşçi arasına kalmayı başarabilenler) olmayı başarmış güreşçilerin fazlalığı dikkat çekiyor. UFC'nin ilk yıllarında güreş stilinde resmen ihtisas yapmış dövüşçüler mevcuttu. Mesela şimdinin Hall of Famer'ları Randy "Natural" Couture (All-American Greko-Romen güreşçi, yedek olimpik güreşçi), Mark Coleman (All-American serbest güreşçi, 1991 dünya güreş şampiyonası 2.si ve 1992 Barselona olimpiyatları 7.si) ve Dan Severn'in (güreşçilerin ağababası) UFC'nin ilk yıllarını domine eden ve en korkulan dövüşçüleri olduklarını rahatça söyleyebiliriz. Özellikle Mark Coleman hala Ground and Pound'un büyükbabası olarak adlandırılır. Randy Couture'ün de muhteşem güreş yeteneklerinin yanında GnP'si meşhurdu. Bunların dışında eski şampiyonlardan Kevin Randleman, Tito Ortiz, Pat Miletich, Matt Hughes (ki 2000'li yılların başında Tito Ortiz ile birlikte kendi sikletlerinin en dominant şampiyonlarıydı) ve Rashad Evans da lise yıllarından beri güreş yapan adamlardır. Bahsettiğimiz adamlar en baba striker'ların bile karşılarında dizlerinin titrediği dövüşçülerdi.

Güncel şampiyon ve contender'lardan örnek vermek gerekirse, şimdiki ağır siklet şampiyonu, dünyanın en fena adamı Cain Velasquez, üniversite yıllarında iki sene üst üste All-American olmuş bir güreşçidir. Jon Jones (hafif ağır siklet şampiyonu, Greko-Romen güreşçi), Chael Sonnen (Greko-Romen güreşçi, Amerika dışında uluslararası üniversitelerarası güreş şampiyonlarına katılmış ve madalyalar kazanmıştır), Brock Lesnar (eski ağır siklet şampiyonu), Ryan Bader, Jon Fitch, Josh Koscheck gibi isimleri de ekleyebiliriz. Bunların dışında efsane kemer maçlarının tarafları hafif siklet şampiyonu Frankie Edgar ve Gray Maynard da lise ve üniversite yıllarında güreş yapmış dövüşçülerdir, ki Gray Maynard lise yıllarında efsaneleşmiş ve üniversite yıllarında olimpiyat seçmelerine katılmış bir güreşçidir.

All-American güreşçilerin, mükemmel olan güreş yeteneklerine bir de ayak dövüşünü eklediklerinde tam anlamıyla yenilmez olmaları gibi bir durumları var. Örneğin Cain Velasquez'in geçmişini bilmeyenler, onun grappler'dan ziyade striker olduğunu düşünebilirler, zira adamın yumrukları balyoz gibi, kendisi gibi bir All-American güreşçi olan Brock Lesnar'ı ayakta dövüşmeyi daha iyi bildiği için resmen paramparça etmesi de bundandır. Ayrıca güreşçilerde görülen hantallık ve kondüsyon eksikliğini bu adamda zerre kadar hissetmezsiniz. Bu yüzden Cain, UFC'nin en iyi çok yönlü adamlarından biri olarak görülüyor. Aynı şekilde Jon Jones muhteşem çelme, devirme ve submission'ları kadar, sıradışı striking'i ve GnP'si ile de anılmaya devam ediyor.

Georges St-Pierre ise ayrı bir konu. Aslen bir kyokushin karateci (efsane Bas Rutten da kyokushin karate yapmıştır) olan ve seveni kadar (ben) sevmeyeni de olan bu muhteşem şampiyon aslen güreş altyapısına sahip olmasa da uzun yıllar Rus olimpik güreşçilerle çalışarak belki de UFC'nin en iyi güreşçisi haline geldi. Hatta bir ara Kanada Güreş Milli Takımı ile olimpiyatlara katılacağı söylentisi çıktı, ancak bunun için MMA kariyerini dondurmak istemediği için gerçekleşmedi. Jon Fitch ve Josh Koscheck gibi üniversite yıllarında All-American olmuş kariyerli güreşçileri kolayca yenmiş olması, onun güreş yeteneğini açık olarak ortaya koyuyor. Tabii ki en çok ve efektif kullandığı stil olan güreşin yanında kyokushin karate altyapısı ve sürekli BJJ, kickboks, boks ve Muay Thai çalışması, atletik özellikleriyle birleşince ortaya UFC'nin en komple ve çok yönlü dövüşçüsünü çıkarıyor. "Pound for Pound" sıralamasında ikinci gösterilmesi ve Matt Hughes'u da geçerek welterweight'in gelmiş geçmiş en dominant şampiyonu olmasının kaynağı da güreş yeteneğinin yanı sıra çok yönlülüğüdür.

Güreşçilerin dışında bir de BJJ'ciler var elbette. UFC'deki BJJ'ciler deyince akla gelen ilk isim Royce Gracie'dir. Onu anlatmak için ayrıca konu açmak lazım, ama kısaca bahsetmek gerekirse kuralların olmadığı turnuvalarda saatlerce süren dövüşlerde kendisinden 30 kilo daha ağır adamlardan tonla dayak yemesine rağmen bir yolunu bularak rakiplerini "submit" etmeyi başaran bir BJJ büyücüsü olduğunu söyleyelim. UFC'nin siklet ayrımı olmayan ilk yıllarının şampiyonudur. Siyah kuşak BJJ üstadı olan Anderson Silva ise aslen tekvandocudur. Adamın hem tekvando, hem judo, hem de BJJ siyah kuşağı olması, bunların üstüne Muay Thai üstadı olması, kickboks ve boksta da mükemmele yakın olması, diğer bir deyişle fazlasıyla çok yönlü olması, onu güreş bilmemesine rağmen yenilmez bir adam yapmaya yetmiştir. Ama BJJ bilmiyor olsaydı, çok büyük bir ihtimal Chael Sonnen'a yenilmiş ve şampiyonluğu kaybetmiş olacaktı. Bu örnek bile yer dövüşü bilmenin UFC'de şampiyon olabilmek ve şampiyon kalabilmek için ne kadar hayati olduğunu gösteriyor. Jose Aldo da siyah kuşak BJJ'cu olmasının yanında mükemmel stand-up tekniği ile biliniyor. Bu iki siyah kuşak BJJ dövüşçüsünün 5 sene ve toplam 27 maçtır yenilmediklerini ekleyelim.

Striker'larda durum biraz daha değişik. Doğrusunu söylemek gerekirse Striker'ların MMA'e adaptasyonu Grappler'lara göre daha zor. Bunun sebebi de grappling öğrenmenin zorluğu. Striking tabanlı stillerde belli başlı hareketler vardır. Mesela boksta direk (jab), kroşe (hook), aparkat (uppercut); Muay Thai'de dirsek (elbow), diz (uçanı da var), tekme (yüksek, alçak, vücuda tekme), bunların bir de döner versiyonları (spinning back kick/fist/elbow) gibi. Bir Grappler için bu teknikleri öğrenmek, bir Striker'ın grappling, özellikle güreş, BJJ veya submission tekniklerini öğrenmesinden daha güçtür. Çünkü biri sadece sıkı çalışma ve belki de biraz yetenek gerektirirken, diğeri "uzun yıllar süren" sıkı çalışma ve ulusal ve uluslararası turnuva tecrübesi gerektiriyor. Aslen güreşçi olup ayakta ve yerde striking'ini geliştiren ve şampiyon olan ya da kemer maçı hakkı kazanan dövüşçüler etrafta kol gezerken, aslen Striker olup, sadece bu stile dayanarak dövüşmeye çalışan dövüşçülerin şampiyon olamamaları veya olsalar dahi şampiyon kalamamaları bunu açıkça ortaya koyuyor. Dolayısıyla ortaya kabaca şöyle bir sonuç çıkmaktadır: Orta halli boks/kickboks/Muay Thai yapabilen bir Grappler/güreşçi, tek yönlü bir Striker/boksör karşısında daha avantajlı konuma gelmektedir. Bunun sebebi Striker'ların güreşçilerin TD denemelerine iyi savunma ile karşılık verememeleri, yere devrildiklerinde ayağa kalkacak hamleleri yapamamaları ve yerde savunma yapmayı bilmediklerinden kolayca "submit" edilebilmeleridir. İyi TD savunması yapan ve yerde etkili dövüşebilen Striker'ların ise şansları dramatik olarak artmaktadır. Bunlara örnek olarak tabii ki Anderson Silva, Lyoto Machida, Jose Aldo, Junior Dos Santos ve ağır siklete yeni katılan Alistair Overeem'i verebiliriz. Bu sebepledir ki, Striker'ların işi gücü bırakıp sabahtan akşama kadar TD ve "submission" savunması çalışmaları şart olmuştur.

Sonuç olarak ortalama bir Striker vs. Grappler dövüşünde Grappler'ın her zaman bir adım önde olduğunu söylemek lazım. Ama bu Striker'ın hiç şansı yok anlamına gelmiyor elbette. JDS'nin Cain karşısında şansı bana göre %49. JDS'nin kahverengi kuşak BJJ dövüçüsü olması sebebiyle yer dövüşünün de güçlü olduğunu söyleyenler var, ancak bu henüz test edilmedi, dolayısıyla eğer Cain'in TD denemelerine karşı etkili savunma yapabilir ve yerden mümkün olduğunda uzak durup dövüşü ayakta götürmeyi zorlayabilirse, aşmış boksu sayesinde şansı artacaktır. Cain'in de boksu üst düzey olduğundan kesin bir kanıya varmak zor. Overeem'i ise Lesnar karşısında kesin favori görüyorum, çünkü Overeem'in TD savunması ve submission grappling'i standartların üstünde ve Joe Rogan'a göre MMA'in en iyi striking'ine sahip adam. Lesnar ise deneyimli bir güreşçi olmasına rağmen striking'i hala olması gerektiği gibi değil. Bu yüzden Overeem ağır basıyor. Ve bu iki adam, JDS ve Overeem, Striker vs. Grappler polemiğine yeni bir boyut getirecekler gibi gözüküyor.

Alkan Gültekin

2 yorum:

Ottoman Fighter dedi ki...

Yazıyı daha bugün Alkan'ın kendi bloğunda okudum. Güzel bir yaklaşım,güzel bir yazı. Yazıda ki bir çok bölümün altına imzamı atarım. Yalnızca Cain'i anlatırken söylediği "Ayrıca güreşçilerde görülen hantallık ve kondüsyon eksikliğini bu adamda zerre kadar hissetmezsiniz" bölümüne katılmayacağım. Çünkü güreşçilerin en büyük özelliği çeviklik ve kondüsyondur. Zaten bu özelliklerini kullanarak rakipleriyle yerde dakikalarca boğuşup yorarak bitirirler.

Alkan Gültekin dedi ki...

Ottoman, doğru söylüyorsun, aslında orada söylemek istediğim iş ayakta dövüşmeye gelince güreşçilerin striker'lara karşı daha ağır kaldığı ve gazlarının daha çabuk tükendiğiydi, ama dediğin doğru, güreşçiler genelde çeviktir ve kondisyonları da iyidir.

Yorum Gönderme